
Yarım kalmış çay bardağımın hüznünü taşıyorum koynumda dalgın dalgın dalıyorum hep ufuklara. Sol elimin titrek vuruşlarının masumsu heyecanı, bir yandan dağ deviren rüzgârların uğultulu sesi ve dışarıda toza bulanmış ayın titrek dalgası. Bir hayat yaşanıyor ve bir hayat kaybediliyor hep bir yerlerde. Kavgamın, mücadelemin sürgününü yaşadığımdan beri hep bir yerlerimde hayatlar ölüyor. Çarpışmaktan yorulan kılıcımın asil parlaklığını ufuklara astığımdan beri hep bir korku doluyor gözlerime. Kaldırıp atasım geliyor hiç yaşanmamış bir ufkun çıldırtan gölgesini. Yalnızlıktan sıkılan bir havanın ağır kokusu sinmiş yüreklerimizin ücra köşelerine. Ben bir kayıp mıyım, ben bulunan mıyım, ben kendimi arayan bir mecnun muyum?..
Gidiyorum çaresizliğime derman bulunsun diye,Acı mevsiminde gün doğmuştur ilk kez üzerimize sarp kayalardan çıkmak delice oturuyor içime, bir yangının uzanamadığı hiçliklerde.
Sözlüklerin nümerik sıralamasında bir bitimsiz kelime duruyor yüreğimde: Can...
Son sözlerim bir aslanın ağzında duruyor, kovalamacaların sihirli etkisi çarpıyor yüreğimi. Bir kar kristali yuvarlanmışsa yerinden dipsiz yamaçlara, çıkış yok bir çığ duracak üzerime.
Kimsesiz çocukların yardım bekleyen bakışları duracak üzerime, ben susacağım ve beni kimse bilmeyecek. Karış karış dolaşacağım geçmişimin hüzün sokaklarında, ve beni kimse bulamayacak. Silik çizgiler bırakan mihenk taşı olmuş yaşayacaklarım ve yaşamak istediklerim. Çatı aralarından ışık sızmayan bir gök kafesinin zifiriliğinde boğuluyorum, üzerime yapışan solgun hüzünlerle.
Söndürülüyor ışıklar ve film başlıyor işte, başrolünde ben, senaryosunda ben ve yönetmen yine ben. İzleyen tek kişi var yine ben. Ben geçmiş beni izlerken gülmeyen gözlerle, bir karede duraksıyorum ve gözyaşlarıma emir veriyorum saldırıya geçin diye. Davamın ve mücadelemin en hararetli anında çarpışan yüreğimin kopuşunu seyrediyorum. Anlıyorum nasıl olduğunu ve anlamsızlaştırmak istiyorum anladıklarımı beyaz sayfanın üzerinde duran kalemime bakarken.
Mehmet Altun