Bad-ı Saba İlkbaharlarımıza Eylül Hüzünleriyle Uğradı Bir Sabah Özlemlerimiz boynu bükük kaldı Özlemlerimiz Sarıldığın Kefenler Kadar Beyazdı Efendim.
Kanıyorum…Sol yanımdan hicranıma aksediyor kan yüklü bulutlar,içime verdiÄŸi uÄŸultuyu ört bas etmeye çalışıyorum,susmuyor yokluÄŸunun çığlıkları ve bir kez daha hasretinin kurÅŸunuyla vuruluyorum.Toprağın kollarına bedenimi düşürüyorum ve sualime cevap arıyorum…
Alem uykudayken, uyanıkken yıldızlar, daha bir baÅŸka iÅŸliyor hayallerim. Utangaç hasretlere kundaklanan yüreÄŸimi yepyeni umutlarla açıyorum. Gök yırtılır gibi yırtılsın istiyorum yüreÄŸim. Parça parça olsun, her parçasında hasretlerim duyulsun.
Geceye yakışan sessiz direnişlerim var. Vuslat kokan direnişler yazıyorum inadına.
Dışarıdan, akÅŸamdan beri hiç dinmeyen yaÄŸmurun sesi geliyor. Pencerelerin camlarında yeni bir yaÄŸmur musikisi yazılıyor. Sevgiliye dair ümitlerim artıyor. Her bir yaÄŸmur damlasının sesinde vuslata çağıran naÄŸmeler duyuyorum.
YaÄŸmur topraÄŸa vuslat için inerken. Kainatın Efendisi’ne vuslatı düÅŸünüyorum. Medineli kadınların, çocukların bekledikleri gibi beklemek istiyorum Alemin Efendisi’ni. Ben de bir beste yapmalıyım hicranla büyüyen yüreÄŸimde. Dolunaylı bir gecede bir yeni “Tale’al-Bedru” okumalıyım. Yıllanmış hasretlerle tütsülenmiÅŸ ÅŸiirler okumalıyım, dolunayla aydınlanan yüreÄŸimle birlikte.
Yıllar var ki, rüyalarım bir yalancı ÅŸafak edasıyla beni teselli etti. Güle adamayı istediÄŸim yüreÄŸime nicedir misafir olmadı Gül Yüzlü Sevgili.
Demek ki, bir ÅŸeyler eksik kalmış benliÄŸimde. AÅŸk nakışını iÅŸleyememiÅŸim yaprağının üstüne, yüreÄŸimin üstüne. Oysa lâl kesilen bülbüller bile kan verirken, can vermiÅŸ olur tomurcuÄŸuna . Ya ben?..
Ya Resulullah (S.A.V.) ! Senin Gül Cemalindir, vuslat ÅŸiirlerinin kafiyesi.. Varlığındır gönül ateÅŸini söndürecek olan iksir..
Bu yalvarışları, kalbimin sesi say.. Ya Resulullah (S.A.V.)!
Bi-Çaredir ümmetlerin isyanına bakma.. Ya Resulullah (S.A.V.)!
En tatlı dualarla süslenmiÅŸ ÅŸiirler, yüreÄŸime serinlikler bahÅŸediyor.
KeÅŸke ben de Peygamberimin sevgisiyle yanan bir gönle sahip olsaydım da, onu yollasaydım bir zarf içinde, gecenin en mahrem saatlerinde.
KeÅŸke …
Bari gönlümün yanıklığı yoksa da, yollayabileceÄŸim bir mektubum olsa… Hıçkırıklarımla beslediÄŸim ÅŸiirler gibi olsa mektuplarım… Her okunan gönülde yeniden yazılsa.. Ve hıçkırıklar duâya dönüÅŸse.. Semada buluÅŸsa duâlaÅŸan hıçkırıklar…
ümmet seni özler aslında içten içe -farkına varmaz-
bir gelsen de hayatımızı hay’a doÄŸru çizsen..sevdalarımızı, yüreÄŸimizin fırtınalı bir deniz gibi olduÄŸu ÅŸu dönemde aÅŸk’a erdirsen..yelkenleri kontrolüne alsan.. ah efendim;
sensiz bu alem bize yabancı kalıyor; yalancısı oluyoruz inandıklarımızın…yalancısı oluyoruz yüreÄŸimizin..avunamıyoruz ki avutalım sol yanımızı.bir gelsen aÄŸrımayacak o tarafımız; ağır gelmeyecek hayat bize. biz yükle(n)meye talip olacağız sevdayı heybemize.bir gelsen, pervanesi olacağız aÅŸk’ın; razı olacağız yanmaya.. ah efendim;
ÅŸimdilerde her halimiz bir garîb! sevdalarımız anlamsız; sevgimiz -kuÅŸ kadar hafif- her rüzgarda savruluyor bilmediÄŸimiz sokaklara; toparlayamıyoruz hallerimizi bir’de! toparlanıp gidemiyoruz bir’e..
ÅŸimdilerde sevdiklerimiz de bir garîb; bize deÄŸer vermez, vefamızı bilmez… ah efendim;
bir gelsen ÅŸu gönül evimize; müsrifliÄŸimizle duygularımızın bereketini boÅŸluÄŸa savurur bulursun bizi. bir yerleri doldurabilmek için, daha büyük boÅŸluklara razı olur halde bulursun bizi; bizi boÅŸluÄŸa düÅŸtüÄŸü halde içinin huzuru aradığını fark edememiÅŸ halde bulursun… ah efendim;
aradığının “sen” olduÄŸunu bilmeyen bir ümmet mi olduk biz yoksa aramanın mahiyetini mi bilemez olduk? bulma ümidimiz mi bitti yoksa; bulanları gören gözümüz mü köreldi? yüreÄŸimizin üzerindeki perdeler kalınlaşır da kalınlaşır; hikmeti setreyler yüreÄŸe karşı... ah efendim,
ümmet garîb kaldı doÄŸup büyüdüÄŸü kentte; içinde. ümmetin içi vasfını deÄŸiÅŸtirdiÄŸinden olsa gerek, tanıyamaz oldu kimse kendini..tanıyamaz olduk birbirimizi; kendimizi…bundandır ki efendim, uzak kaldık bizim vasfımızla deÄŸerli kılan’a; uzaklaÅŸtık bilgisizliÄŸimizin dehlizinde…efendim, bize bir nefes eyle; ümmetine düÅŸkün bir peygamber duası; içimiz özler inÅŸirahı…
efendim, artık iftidah zamanımızdır; bize dua eyle..bizi huzuruna çağır!bu garîblik bize dokundu… ah efendim,
bu garîblik bize dokundu…
gel de bize “yâr” olmayı anlat, sevmeyi, sevilmeyi,
vermeyi, verdiğinin ardından bakmamayı,
/ ummadan vermeyi /
bize hayatımızın efendisi olmayı öÄŸret,
bize irademizi elimizde tutmayı öÄŸret,
bize yüreÄŸimizle konuÅŸmayı öÄŸret,
murakabemiz, seni yüreÄŸimize murakıp biliÅŸimizi getirsin…. gel de hallerden hale geçiÅŸ yapalım artık,
bitsin şu oyalanma faslımız,
dizinin dibinde oturup sevban misali yok olalım gözlerinde,
sevelim aÅŸkla vuslat eyleyen hıçkırıkları.... gel de ÅŸikayet etmeyelim artık acı’dan,
Mekke Dönemi 569 Hz. Muhammed’in doÄŸumu (hicretten önce 12 Rebîülevvel 53/17 Haziran 569 Pazartesi veya hicretten önce 9 Rebîülevvel 51/20 Nisan 571 Pazartesi)*1 . Sütannesi Halîme’ye verilmesi.
574 Sütannesi tarafından Mekke’ye getirilerek annesi Âmine’ye teslim edilmesi.
575 Annesi Âmine’nin Ebvâ’da vefatı üzerine Hz. Muhammed’in dadısı Ümmü Eymen tarafından Mekke’ye getirilip dedesi Abdülmuttalib’e teslim edilmesi.
577 Dedesi Adülmuttalib’in vefatı ve amcası Ebû Tâlib’e emanet edilmesi.
578 Amcası Ebû Tâlib ile yaptığı Suriye seyahati.
610 Hira maÄŸarasında ilk vahyi alması; Alak sûresinin ilk beÅŸ âyetinin nüzûlü [27 [?] Ramazan).
613 Açık davetle emrolunması üzerine yakın akrabasını İslâm’a davet etmesi.
614 MüÅŸriklerin zayıf müslümanlara eziyet etmeye baÅŸlaması.
615 HabeÅŸistan’a ilk hicret.
616 HabeÅŸistan’a ikinci hicret. Hamza’nın müslüman olması. Ömer’in müslüman olması; Hz. Peygamber’in ve müslümanların Dârülerkam’dan çıkmaları. HâÅŸimoÄŸulları ve MuttaliboÄŸulları’nın Hz. Peygamber’i korumak amacıyla Ebû Tâlib mahallesinde toplanması ve müÅŸriklerin bunlara karşı sosyal ve ekonomik boykot uygulamaya baÅŸlaması.
619 Boykotun sona ermesi.
620 Ebû Tâlib’in ve Hz. Hatice’nin vefatı (hüzün yılı). Hz. Peygamber’in Sevde bint Zem‘a ile evlenmesi (Ramazan). Zeyd b. Hârise ile Tâif’e gitmesi ve Mut‘im b. Adî’nin himayesinde Mekke’ye dönmesi (Åževval). Hac mevsiminde Medineli Hazrec kabilesinden bir grubun Akabe’de Hz. Peygamber’le görüÅŸüp müslüman olması (Zilhicce).
621 İsrâ ve mi‘rac hadisesi, beÅŸ vakit namazın farz kılınması (27 Receb). Birinci Akabe Biatı ve Hz. Peygamber’in İslâmiyet’i öÄŸretmesi için Mus‘ab b. Umeyr’i Medine’ye göndermesi (Zilhicce).
622 İkinci Akabe Biatı (Zilhicce).
Medine Dönemi
1/622
Müslümanların İkinci Akabe Biatı’ndan sonra Medine’ye hicret etmeye baÅŸlaması (Muharrem/Temmuz). MüÅŸriklerin Dârünnedve’de toplanıp Hz. Peygamber’i öldürme kararı alması (26 Safer/9 Eylül). Hz. Peygamber’in Hz. Ebû Bekir’le birlikte hicreti ve Sevr maÄŸarasına sığınmaları (26 Safer/9 Eylül). Sevr maÄŸarasından Medine’ye doÄŸru yola çıkmaları (1 Rebîülevvel/13 Eylül). Kubâ’ya varış (8 Rebîülevvel/20 Eylül). Kubâ Mescidi’nin inÅŸası (Rebîülevvel/Eylül). Hz. Peygamber’in Kubâ’dan ayrılması ve Rânûnâ vadisinde ilk cuma namazını kıldırması; aynı gün Medine’ye ulaÅŸması ve Ebû Eyyûb el-Ensârî’nin evine yerleÅŸmesi (12 Rebîülevvel/24 Eylül). Mescid-i Nebevî’nin inÅŸasına baÅŸlanması (Rebîülevvel/Eylül). Namaza çaÄŸrı için ezanın teÅŸrîi.
1/623
Muhacirlerle ensar arasında kardeÅŸlik tesis edilmesi (muâhât) (Receb/Ocak). Medine vesikasının tanzimi ve Medine hareminin sınırlarının tesbiti (Ramazan/Mart).
SavaÅŸa izin verilmesi. Hz. Hamza’nın Îs (Sîfülbahr) Seriyyesi (Ramazan/Mart). Mescid-i Nebevî’nin inÅŸasının tamamlanması (Åževval/Nisan). Sa‘d b. Ebû Vakkas’ın Harrâr Seriyyesi (Zilkade/Mayıs). Medine’de çarşı ve pazar yeri kurulması. Mescid-i Nebevî’de Suffe’nin teÅŸekkülü.
2/623
Hz. Peygamber’in âÅŸûrâ orucunu tutması ve müslümanlara da tavsiye etmesi (10 Muharrem/14 Temmuz). Ebvâ (Veddân) Gazvesi (Safer/AÄŸustos). Buvât Gazvesi (Rebîülevvel/Eylül). İlk Bedir (Sefevân) Gazvesi (Rebîülevvel/Eylül). UÅŸeyre (Zül‘uÅŸeyre) Gazvesi (Cemâziyelevvel/Kasım).
2/624
Abdullah b. CahÅŸ’ın kumandasındaki Batn-ı Nahle Seriyyesi (Receb/Ocak). Kıblenin Kudüs’teki Mescid-i Aksâ’dan Mekke’deki Mescid-i Harâm’a (Kâbe) çevrilmesi (Receb/Ocak). Orucun farz kılınması (Åžâban/Åžubat). Teravih namazının kılınmaya baÅŸlanması (1 Ramazan/26 Åžubat). Bedir Gazvesi (17 Ramazan/13 Mart). Enfâl sûresinin nâzil olması. Hz. Peygamber’in kızı Rukıyye’nin vefatı (Ramazan/Mart). Fıtır sadakasının (fitre) emredilmesi (Ramazan/Mart). İlk ramazan bayramı ve bayram namazının kılınması (1 Åževval/27 Mart). Hz. Peygamber’in Hz. ÂiÅŸe ile evlenmesi (Åževval/Nisan). Benî Kaynuka‘ Gazvesi (Åževval/Nisan). Hz. Ali ile Fâtıma’nın evlenmesi (Zilkade/Mayıs veya Zilhicce/Haziran). Sevîk Gazvesi (5 Zilhicce/29 Mayıs). İlk kurban bayramı (10 Zilhicce/3 Haziran). Muhacirlerden Osman b. Maz‘ûn’un vefatı üzerine Cennetü’l-bakı‘in mezarlık için tahsis edilmesi (Zilhicce/Haziran). Zekâtın farz kılınması.
3/624
Hz. Osman’ın Resûl i Ekrem’in kızı Ümmü Külsûm ile evlenmesi (Rebîülevvel/AÄŸustos-Eylül). Kâ‘b b. EÅŸref’in öldürülmesi (14 Rebîülevvel/4 Eylül). Zûemer (Gatafân) Gazvesi (Rebîülevvel/Eylül). Bahran (Benî Süleym) Gazvesi (Cemâziyelevvel/Kasım).
3/625
Hz. Peygamber’in Hafsa ile evlenmesi (Åžâban/Ocak). Hz. Hasan’ın doÄŸumu (Åžâban/Ocak-Åžubat veya 15 Ramazan/1 Mart). Uhud Gazvesi (7 veya 11 Åževval/23 veya 27 Mart). Hamrâülesed Gazvesi (Medine’den çıkış, 8 veya 12 Åževval/24 veya 28 Mart).
4/625
Recî‘ Vak‘ası (Mersed b. Ebû Mersed Seriyyesi) (Safer/Temmuz). Bi’rimaûne Vak‘ası (Safer/Temmuz). Benî Nadîr Gazvesi (Rebîülevvel/AÄŸustos). İçkinin haram kılınışı (Rebîülevvel/AÄŸustos-Eylül). Hz. Peygamber’in hanımı Zeyneb bint Huzeyme’nin vefatı (Rebîülâhir/Ekim).
4/626
Benî Abs heyetinin Medine’ye gelip müslüman olması. Hz. Hüseyin’in doÄŸumu (5 Åžâban/10 Ocak). Hz. Peygamber’in Ümmü Seleme ile evlenmesi (Åževval/Mart-Nisan). Bedrü’l-mev‘id Gazvesi (Zilkade/Nisan). Hz. Ali’nin annesi Fâtıma bint Esed’in vefatı.
5/626
Zâtürrika‘ Gazvesi ve korku namazının (salâtü’l-havf) kılınması (10 Muharrem/11 Haziran). Dûmetülcendel Gazvesi (25 Rebîülevvel/24 AÄŸustos). Medine’de ay tutulmasının gözlenmesi ve Hz. Peygamber’in husûf namazı kıldırması (Cemâziyelâhir/Kasım). Müslüman olan 400 kiÅŸilik Müzeyne heyetinin Medine’ye gelmesi (Receb/Aralık).
5/627
Benî Mustalik (Müreysi‘) Gazvesi (Åžâban-Ramazan/Ocak-Åžubat). İfk hadisesi. Hz. Peygamber’in Cüveyriye bint Hâris ile evlenmesi. Medine’de nüfus sayımı yapılması (Åževval/Åžubat-Mart). Hendek (Ahzâb) Gazvesi (Zilkade/Nisan). Hz. Peygamber’in Zeyneb bint CahÅŸ ile evlenmesi ve evlât edinmenin yasaklanmasına dair âyetlerin (el-Ahzâb 33/4-5) nâzil olması (Zilkade/Nisan). Benî Kurayza Gazvesi (Zilkade sonu/Nisan).
6/627
Benî Lihyân Gazvesi (Rebîülevvel/Temmuz). Muhammed b. Mesleme’nin I. Zülkassa Seriyyesi (Rebîülâhir/AÄŸustos). Ebû Ubeyde b. Cerrâh’ın II. Zülkassa Seriyyesi (Rebîülâhir sonu/Eylül). Zeyd b. Hârise’nin Tarîf Seriyyesi (Cemâziyelâhir/Ekim-Kasım). Zeyd b. Hârise’nin Vâdilkurâ Seriyyesi (Receb/Kasım-Aralık).
6/628
Hz. Peygamber’in Abdurrahman b. Avf’ı Dûmetülcendel’e göndermesi (Åžâban 6/Aralık 627-Ocak 628). Zeyd b. Hârise’nin Medyen Seriyyesi (Åžâban 6/Aralık 627-Ocak 628). Hz. Ali’nin Fedek Seriyyesi (Åžâban 6/Aralık 627-Ocak 628). Zeyd b. Hârise’nin II. Vâdilkurâ Seriyyesi (Ramazan/Ocak-Åžubat). Abdullah b. Revâha’nın Hayber’e keÅŸif amaçlı seriyyesi (Ramazan/Åžubat). Medine’de kuraklık yaÅŸanması ve Hz. Peygamber’in yaÄŸmur duası yapması.
GüneÅŸ tutulması ve Hz. Peygamber’in küsûf namazı kılması (Åževval sonu/Mart).
Umre seferi (Zilkade/Mart).
Hz. Peygamber’in, annesi Âmine’nin Ebvâ’daki kabrini ziyaret etmesi. Hudeybiye’de KureyÅŸ’e elçi olarak gönderilen Hz. Osman’ın hapsedilmesi üzerine Bey‘atürrıdvân’ın yapılması (Zilkade/Mart-Nisan). Hudeybiye AntlaÅŸması (Zilhicce/Nisan).
Feth sûresinin nâzil olması. Benî Huzâa, Benî Eslem ve Benî HuÅŸenî heyetlerinin Medine’ye gelip müslüman olması.
7/628
Hz. Peygamber’in, Bizans ve Sâsânî imparatorları baÅŸta olmak üzere civar ülke yöneticilerine ve kabile reislerine elçiler ve İslâm’a davet mektupları göndermesi (Muharrem/Mayıs). HabeÅŸ NecâÅŸisi Ashame’nin müslüman olması.
Mısır mukavkısının çeÅŸitli hediyelerle birlikte Mâriye’yi Hz. Peygamber’e göndermesi.
Ebü’l-Âs’ın müslüman olup Hz. Peygamber’in kızı Zeyneb ile yeniden evlenmesi (Muharrem/Mayıs).
Hayber Seferi (Muharrem-Safer/Mayıs-Haziran).
Zeyneb bint Hâris’in Hz. Peygamber’i zehirleme teÅŸebbüsü. Hz. Peygamber’in Safiyye bint Huyey ile evlenmesi. Hz. Peygamber’in sütannesi Süveybe’nin vefatı. Yemen Valisi Bâzân’ın müslüman olması (Cemâziyelevvel/Eylül).
Vâdilkurâ Gazvesi (Cemâziyelâhir/Ekim).
Teymâ yahudileriyle antlaÅŸma yapılması. Hz. Ömer’in Türebe Seriyyesi (Åžâban/Aralık).
Hz. Ebû Bekir’in Necid Seriyyesi (Åžâban/Aralık).
BeÅŸîr b. Sa‘d’ın Fedek Seriyyesi (Åžâban/Aralık).
7/629 Galib b. Abdullah’ın Meyfaa Seriyyesi (Ramazan/Ocak).
Umretü’l-kazâ (Zilkade/Mart).
Peygamber’in Ümmü Habîbe bint Ebû Süfyân ile evlenmesi. Hz. Peygamber’in Meymûne bint Hâris ile evlenmesi (Zilkade/Mart).
8/629
Hâlid b. Velîd, Amr b. Âs ve Osman b. Talha’nın müslüman olması (1 Safer/31 Mayıs).
Hz. Peygamber’in kızı Zeyneb’in vefatı (Safer/Haziran).
Mûte Savaşı (Cemâziyelevvel/Eylül).
Amr b. Âs’ın Zâtüsselâsil Seriyyesi (Cemâziyelâhir/Ekim).
Ebû Ubeyde b. Cerrâh’ın Sîfülbahr (Habat) Seriyyesi (Receb/Kasım).
Benî Süleym ve Benî Gıfâr kabilelerinin müslüman olması ve Hâlid b. Velîd kumandasında Mekke fethine katılmaları. KureyÅŸli müÅŸriklerin Hudeybiye AntlaÅŸması’nı ihlâl etmesi üzerine Ebû Süfyân’ın barışın devamını saÄŸlama giriÅŸiminde bulunması.
8/630
Hz. Peygamber’in Mekke fethi için yola çıkması (13 Ramazan/4 Ocak). Mekke’nin fethi (20 Ramazan/11 Ocak).
Benî Mahzûm kabilesinin müslüman olması. HiÅŸâm b. Âs’ın Yelemlem tarafına, Hâlid b. Saîd’in Urene tarafına, Hâlid b. Velîd’in Nahle’deki Uzzâ putunu, Sa‘d b. Zeyd el-EÅŸhelî’nin MüÅŸellel’deki Menât putunu, Amr b. Âs’ın Benî Hüzeyl’in Ruhât’taki Süvâ‘ putunu, Tufeyl b. Amr ed-Devsî’nin Amr b.Hümeme’nin Zülkeffeyn putunu yıkmayagönderilmesi (Ramazan/Ocak).
Huneyn Gazvesi (11 Åževval/1 Åžubat).
Hâlid b. Velîd’in Benî Cezîme’yi İslâm’a davet seriyyesi (Åževval/Åžubat). Tâif Gazvesi (Åževval/Åžubat).
Hz. Peygamber’in Ci‘râne’de Huneyn ganimetlerini taksim etmesi (Zilkade/Åžubat).
Hz. Peygamber’in, yanlarından ayrıldıktan sonra ilk defa süt kız kardeÅŸi Åžeymâ ile görüÅŸmesi. Hz. Peygamber’in umre yapması (19 Zilkade/10 Mart).
Muhâcir b. Ebû Ümeyye’nin San‘a Seriyyesi (28 Zilkade/19 Mart).
Ziyâd b. Lebîd’in Hadramut Seriyyesi. Amr b. Âs’ın Uman yöneticileri Ceyfer ve Abd b. Cülendâ kardeÅŸlere elçi olarak gönderilmesi (Zilkade/Mart).
Alâ b. Hadramî’nin Ebû Hüreyre ile birlikte Bahreyn yöneticisi Münzir b. Sâvâ’ya elçi olarak gönderilmesi. Hz. Peygamber’in oÄŸlu İbrâhim’in doÄŸumu (Zilhicce/Mart-Nisan).
Benî Sa‘lebe, Benî Sudâ’, Benî Bâhile, Benî Sümâle, Benî Cerm, EhâbîÅŸ, Benî Ak ve Benî Hüzeyl heyetlerinin Medine’ye gelip müslüman olmaları.
9/630
Hz. Peygamber’in bazı ÅŸehir ve kabilelere zekât âmilleri göndermesi (Muharrem/Nisan-Mayıs).
Abbâd b. BiÅŸr’in Benî Süleym ve Benî Müzeyne’ye, Râfi‘ b. Mekîs el-Cühenî’nin Benî Cüheyne’ye, Dahhâk b. Süfyân el-Kilâbî’nin Benî Kilâb’a, Büsr b. Süfyân el-Kâ‘bî’nin Benî Kâ‘b’a, İbnü’l-Lütbiyye el-Ezdî’nin Benî Zübyân’a, Mâlik b. Nüveyre’nin Benî Hanzale b. Mâlik’e, Amr b. Âs’ın Fezâre’ye, Velîd b. Ukbe’nin Benî Müstalik’a zekat toplamak üzere gönderilmesi. Uyeyne b. Hısn’ın Benî Temîm Seriyyesi ve Benî Temîm kabilesinin Medine’ye gelip müslüman olması (Muharrem/Mayıs).
Benî Esed’den bir heyetin Medine’ye gelip müslüman olması. Alkame b. Mücezziz kumandasında ilk deniz seferinin düzenlenmesi (Rebîülâhir/Temmuz-AÄŸustos).
Hz. Ali’nin Tay kabilesinin putu Füls’ü tahrip etmesi. UkkâÅŸe b. Mihsan’ın Benî Belî ve Benî Uzre’ye karşı Cinâb Seriyyesi. Hz. Peygamber’in, HabeÅŸ NecâÅŸîsi Ashame’nin vefatını haber verip gıyabî cenaze namazını kıldırması (Receb/Ekim).
Îlâ ve tahyîr hadisesi.
Tebük Gazvesi (Receb/Ekim).
Hâlid b. Velîd’in Dûmetülcendel lideri Ükeydir b. Abdülmelik’e karşı seriyyesi ve Hz. Peygamber’in Ükeydir ile antlaÅŸma yapması. Cerbâ, Ezruh, Maknâ, Eyle (Akabe) ve Tebük halkını temsilen heyetlerin Hz Peygamber’e gelip barış yapması. Hz. Peygamber’in, Tebük’ten Dihye b. Halîfe’yi Bizans İmparatoru Herakleios’a ikinci defa İslâm’a davet mektubuyla göndermesi. Hz. Peygamber’in kızı Ümmü Külsûm’un vefatı. Benî Ukayl, Benî Kelb, Benî Kilâb, Benî Tücîb, Benî Gatafân, Benî Hanzale b. Mâlik, Benî Kudâa, Belî ve Benî Behrâ’dan heyetlerin Medine’ye gelip müslüman olması. Hıristiyan Benî TaÄŸlib’in Medine’ye gelip antlaÅŸma yapması. Kâ‘b b. Züheyr’in müslüman olması ve Hz. Peygamber’in hırkasını ona hediye etmesi. Benî Sa‘d b. Bekir kabilesinin Dımâm b. Sa‘lebe’yi elçi olarak Medine’ye göndermesi ve müslüman olmaları. Benî Cüzâm heyetinin Medine’ye gelip müslüman olması. Hz. Peygamber’in münafıklara ait Mescid-i Dırâr’ı yıktırması. Himyer krallarının İslâm’a davet edilmesi ve Müslümanlığı benimsemeleri. Benî Hemdân, Benî Fezâre, Benî Mürre’den ve Tâif’teki Sakıf kabilesinden bir heyetin Medine’ye gelip müslüman olması. Hz. Peygamber’in Ebû Süfyân ile Mugıre b. Åžu‘be’yi Lât putunu kırmaya göndermesi.
9/631
Münafıkların reisi Abdullah b. Übeyy b. Selûl’ün ölümü (Zilkade/Åžubat). Hz. Ebû Bekir’in emîr-i hac tayin edilmesi (Zilkade- Zilhicce/Mart). Tevbe sûresinin hükümlerini bildirmek üzere Hz. Ali’nin Mekke’ye gönderilmesi (Zilhicce/Mart).
Necran hıristiyanlarından bir heyetin Medine’ye gelmesi ve Hz. Peygamber’le mübâhele yapmayı reddedip antlaÅŸmaya varması (Zilhicce/Nisan).
10/631
Hâlid b. Velîd’in Necran Seriyyesi ve Benî Hâris’ten bir heyetin Medine’ye gelip müslüman olması (Rebîülâhir/Temmuz).
Hz. Ali’nin Yemen Seriyyesi ve Benî Mezhic’in müslüman olması (Ramazan/Aralık).
Cerîr b. Abdullah’ın Zülhalesa putunu ve mâbedini yıkmaya gönderilmesi. Hz. Peygamber’in Kur’ân-ı Kerîm’i Cebrâil’e iki defa arzetmesi ve yirmi gün itikâfta kalması (Ramazan/Aralık).
Benî Ezd, Ebnâ, Benî Tay, Benî Âmir b. Sa‘saa, Benî Kinde, Benî Tücîb, Benî, Rehaviyyîn, Benî Gafik, Benî Mehre, Benî Hanîfe, Benî Ans, Benî Murâd, Benî Abdülkays, Benî Hilâl, Benî Ruhâ ve Benî Zübeyde’den heyetlerin Medine’ye gelip müslüman olmaları. Müseylime’nin peygamberlik iddiasında bulunması.
10/632
Hz. Peygamber’in oÄŸlu İbrâhim’in vefatı (29 Åževval/28 Ocak).
Vedâ haccı için Hz. Peygamber’in Medine’den ayrılışı (26 Zilkade/23 Åžubat).
Vedâ hutbesi (9 Zilhicce/7 Mart).
Vedâ tavafı (14 Zilhicce/12 Mart PerÅŸembe).
Benî Muhârib’den bir heyetin Medine’ye gelip müslüman olması (Zilhicce/Mart).
Yemen Valisi Bâzân’ın vefatı; Hz. Peygamber’in Yemen’e on bir vali tayin etmesi. Nasr sûresinin nâzil olması (Zilhicce/Mart).
Hz. Peygamber’in câriyesi (hanımı) Reyhâne bint Åžem‘ûn’un vefatı.
11/632 Medine’ye en son gelen Benî Neha‘dan bir heyetin müslüman olması (15 Muharrem/12 Nisan).
Üsâme b. Zeyd’in Suriye’ye gidecek orduya kumandan tayin edilmesiMayıs).
Hz. Peygamber’in ÅŸiddetli baÅŸ aÄŸrısı ve humma yakalanması (27 Safer/24 Mayıs Pazar).
Peygamberlik iddiasında bulunan Esved el-Ansî’nin öldürülmesi (8 Rebîülevvel/3 Haziran).
Hz. Peygamber’in vefatı (13 Rebîülevvel/8 Haziran Pazartesi).
Hz. Peygamber’in defnedilmesi (14 Rebîülevvel/9 Haziran Salı).
içimde sıcaklığını hissettim ilk önce....bakışlarım deÄŸiÅŸti gizlice....aradığımı bulmuÅŸluÄŸun bir sevinci vardı yüreÄŸimde...ama bulmuÅŸlumuÄŸun kaybetme korkusuda yakar kavurur beni derinlerde...
Güller bahçesinin efendisiydin sen....bense o bahçede bir toprak zerresi olmak için bile nelerimi vermezdimki....ömürler yaÅŸandı dizinin ucunda...bizse ayrılığı yaşıyoruz sensiz uzaklarda....yanıyor içimiz...rüyalarda bi çare seni arıyor gözlerimiz.....hasrete el sallayan bir çocuk misali ürkektir yüreÄŸimiz....olmaz yapamaz aşıklar sensiz....ne olur yalnızlığımızda boÄŸulurken bir el uzansın yüreÄŸimize...alsın bizi buralardan.....asrın bu en bunalımlı zamanında silsin gözyaşımızı sevdana sevdamızı ulaÅŸtıran melekler.....çare olsun dertlerimize "sen"in kokunu taşıyan güller....
sensiz güneÅŸlere sabahladık hep.....güneÅŸ hasret oldu yaktı bizi....mutlu olduÄŸumuzu sanarken ayrılığın hüzün mevsimlerine savurdu bizi....ÅŸimdi ise yaşıyoruz yalanlarla birlikte...gerçeÄŸi unutmuÅŸ ve solmuÅŸ bir ÅŸekilde...oysa ismin geçtimi gönüllerimizde bir düÄŸüm iÅŸlemeydi sözlerimize..kelimeler çıkamamalıydı dilimizden...öyle içten yutkunmalıydıkki gözlerimiz dolmalıydı...bir damlada olsa sevdana dair yaÅŸ akmalıydı ravzana doÄŸru.....
bilirmisin sevgili bi yanım hep yetimdir ardında....kimse anlamaz ve bilmez o yetim yanımı...bir bebek masumluÄŸunda bekliyorum gelip yetim yanımı okÅŸamanı....gözlerimi yollarında bıraktım ben sevgili..yüreÄŸimi duanda bıraktım...gözyaÅŸlarımı biriktirdim sermayem olarak...ardından güllerin resmini çizdim yüreÄŸine dermek için....kendime acıları seçtim seni en iyi anlamak için...
bilirmisin sevgili sen olunca yolun sonunda acılar bile tebessüm verir insana..yeterki sen ol...dikenler gül kokusu salar yüreÄŸime...yeterki sen ol ateÅŸler serinlik verir hasretine...yeter ki sen ol ölüm cennet gelir gözlerime....
çöl yollarında sana gelmek istiyorum veysel karani misali....ama bulamamaktan korkuyorum seni....karanlık gecelerime sevdanla ışık tutuyorum....her bir yıldızda sana varacak günlerimi sayıyorum....ama yine bir anda bükülür boynum...günahlarım daÄŸ kadar acaba varacakmı sana sonum...bir çaresizliÄŸin ifadesi olarak kalkar ellerim semaya doÄŸru...EY RABBİM GÜNAHIM ÇOK....GELEMEM KAPINA BİLİYORUM....AMA YOK Kİ BAÅžKA KAPI...SENDEN SADECE BİR UMUT DİLENİYORUM...EN SEVGİLİNE AYRI KOYMA YOLUMU...BU HİCRANI YAÅžATMA BANA....NE KADAR ÇOK OLSADA GÜNAHIM RAHMETİNLE EN SEVGİLİYİ GÖSTER BANA...NE OLUR RABBİM GECELERDE,SEHERLERDE GÖZ YAÅžI DÖKEN AÅžIKLAR HÜRMETİNE ONUN AÅžKINDAN KATRELER SUN YÜREĞİME...BU YOLDA GELCEK CEFAYI SEFA BİLDİR HİSLERİME....EY RABBİM GÖZLERİME RAHMET YAÅžLARINI NASİP ET...VE VE EN SEVGİLİNİN YÜREĞİNDE SES BULMAYI NASİP ET ALLAHIM NE OLUR NE OLUR.... VE bu dualar çare sunar dertlerime...titrer sesim tercüman olamaz yüreÄŸime....gözlerim dalar gider "SEN"li mevsimlere.....izler yüreÄŸim sessizlerde sensizliÄŸi...ve haykırır sevdam gecelerde bulur kimsesizliÄŸi....Medinende yanan ışık...ve yüreÄŸime hasret sunan MESCİD-İ NEBEVİN.....sabah ezanında BİLAL-İ HABEŞİNİN sesi....VE bir aşık sararken seni yüreÄŸine yüreÄŸimde yankılanır nefesi......Sensiz günlerimizin yok ve olamazdı neÅŸesi....Bir gül koklasam haber verir sensizliÄŸi hasret koklatır yüreÄŸime...Bir volkan olsam olurmu ateÅŸinle yandığımın göstergesi....
Güller bahçesinin en güzel gülü sen..AÅžIKLAR DİYARININ en yücesi sen....Alemin yaratılış sebebi sen...Gönlüme hasretle sevdanı yaÅŸatan sen...gecelerde gözleri yaÅŸartan sen....Bir umut olup tutup elimizden yarınlara kaldıran sen....duana mahÅŸere saklayan sen...ÜMMETİM deyip gecelerce aÄŸlayan sen....Açlıktan göÄŸsüne taÅŸ baÄŸlayan sen...Hasırlarda sabahlayan sen...Rabbe en güzel dönüÅŸ sen....Son nefesinde dahi ümmetim diyen sen....Sevdamın adı SEN ,gözlerimin hep aradığı SEN ,bülbüllerin feryadı SEN,Gecelerin sabahı sen...Gönüllerin refahı sen....VE ÖLÜMÜN ARDINDA SAKLANAN EN GİZLİ SIR SEN..... ÖÄŸrendim dertlerde cennet bulmayı senle....ÖÄŸrendim acılara tebessümü senle...VE öÄŸrendim ölümle dirilmeyi....
SEN OLMAYINCA GÜLLERDE ACIYI KOKLUYORUM.... VE VE BİLİRMİSİN EYSEVGİLİ ,,SANA ULAÅžMAK İÇİN GECELERİ YASTIK ALTIMDA ÖLÜM SAKLIYORUM....
ÜÅŸüyor yüreÄŸim…YüreÄŸimi gül yaprağıyla örtün ki, her yanımı “Gül” kokuları bürüsün... “Gül” esintileriyle handân olan yüreÄŸim, âteÅŸ-i aÅŸka düÅŸüp “Gül”ün gölgesinde yürüsün... Rûhum gülistana dönerken; yüreÄŸim “Gül” aÅŸkıyla kavrulsun ve Muhabbetullah’ın âsûde ikliminde inÅŸirâh bulsun…
“Örtün, üstümü örtün!..”
YüreÄŸim üÅŸüyor... “Gül”ün nefesiyle kor hâline gelen bir ateÅŸ düÅŸsün ki yüreÄŸime, ılık bahar meltemlerinin getirdiÄŸi ebr-i nîsan ile kalbimdeki buzlar kelep kelep çözülsün … Kalplerden taşıp, göz pınarlarından çaÄŸlayan “Gül” kokulu ÅŸebnemler, rahmet olup yanaklardan süzülsün... Erisin Gül Cemresi’yle yürek yaylasındaki karlar... Yıllardır beklediÄŸimiz bu son cemreyle kalbimize demir atsın cennet-âsâ baharlar...
ÜÅŸüyor yüreÄŸim… Bir bahar tebessümüdür özlediÄŸim…Bir Gül Cemresi’dir beklediÄŸim… Cân evime öyle bir cemre düÅŸsün ki, yüreÄŸim sevgi çerâgıyla “gönül” hâline gelsin… Gönüldeki sevdâlar, cezir vakti kanat çırpan bir ak güvercin olup Mâverâ’ya yükselsin… Kalpteki masivâ ateÅŸi sönsün... Kıbleden gelen ışığın İlâhî tecellîsiyle süveydâ-i kalp nûra dönsün… Hakk’ın inâyetiyle; beÅŸeriyeti varlık bestesine kavuÅŸturan, insanlığı kendi fıtrat yüzüyle tanıştıran ve ÂdemoÄŸlundaki muhabbeti, Muhammedî sevdâlarla buluÅŸturan bir Gül Cemresi düÅŸsün yüreÄŸimize...
Bir Gül Cemresi bekliyoruz…
Kalplerin, “Sonsuz Nûr”un rehberliÄŸinde yeniden hayat bulması için… YüreÄŸimizdeki her hücrenin besmeleyle yeniden kendine gelmesi için… “Gül”e sevdâlanan ve İlâhî aÅŸkla yanan gönüllerin yeniden yaratılış sırrında karar kılması için... Ve nihâyet sonsuzluk naÄŸmelerini idrâk eden “Gül”e pervâne sînelerde gülün herdem canlı kalması, ruhların ebediyyen gülmesi için, bir “fasl-ı ganîmet” olan Gül Cemresi bekliyoruz…
Bir Gül Cemresi bekliyoruz…
O cemre ki, İlâhî sevdânın nûruyla gönüllerimizi gül-deste eden, efsûnkâr güzelliklerle kalplerimizi dil-beste eden bir muhabbet fermânıdır... O cemre ki, yüreklerimizdeki küllenmiÅŸ sevdâları kor hâline getirip tutuÅŸturan, gönüllerimizdeki firkât ateÅŸini rahmet deryasına kavuÅŸturan, “Kevser akan, “Gül” kokan” güzelliklerle hissiyatımızı buluÅŸturan bir vuslat çaÄŸlayanıdır... O cemre ki, dilin söyleyemediÄŸini anlatan, sözün ifâde edemediÄŸini âÅŸikâr eden bir “Hüsn-ü AÅŸk” destanıdır... O cemre ki, Hz. Âdem’in niyâzı, Hz. İbrahim’in duâsı, Hz. Îsa’nın müjdesi, Hz. Âmine’nin rüyâsı olup, “Levlâke levlâk...” sırrının tercümânıdır… Hülâsâ o cemre, gönül yaralarımızın “Gül” mushaflı dermanıdır....
Bir Gül Cemresi bekliyoruz…
Gül Cemresi düÅŸen yürekler; hidâyet bularak hayâtiyet kazanır, kıyısı olmayan rahmet ummânına yelken açarak “Mutlak Hakikat”i tanır ve sevgilerin en yücesi adına “Gül” yüzlü sevdâlarla hemhâl olarak âyet âyet yıkanır... O halde gelin hep berâber, “Gül” dalından bir mızraba râm olup, gönül tellerimizi “Gül” aÅŸkıyla akort edelim ki, gönlümüz “Gül”le meftûn olsun, hazâna eren kalbimiz bu kutlu cemreyle yeniden baharı bulsun.... YüreÄŸimizde katmer güller açılsın, ömür defterimizdeki “sedir”den sayfalar boÅŸ kalsın ve her hâlimiz “gül” yapraklarına yazılsın…Ve böylece bizler de; “Gül Mevsimi”nin ferah-fezâ ikliminde yeni bir bahara uyanalım ve mest ü mâhûr bir hayata yeniden merhabâ diyelim…
Åžâirin; “ Esti nesîm-i nevbahar, açıldı güller subh-dem” dediÄŸi bir zaman dilimindeyiz... Åžimdi “Gül Mevsimi”ndeyiz... Bahardaki diriliÅŸi yaşıyoruz... Her bahar gülün goncaya durmasına; her gül de; bir diriliÅŸe, bir uyanışa, bir rahmete vesiledir… Zâten baharın bir adı da “gül mevsimi” deÄŸil midir? Bu sebeple bahara; “vakt-i gül, mevsim-i gül, devr-i gül” denilmemiÅŸ midir.... Bu yılki baharımız; Ay ve GüneÅŸ’in “Gül” faslına berâber ÅŸâhitlik ettiÄŸi müstesnâ bir bahardır... Çünkü, “seyyidü ezhârü’l cenneh” (cennet çiçeklerinin serveri) diye vasfedilen katmer gülün açılma vaktiyle, “Kâinatın Solmayan Gülü”nün dünyaya teÅŸrifleri aynı zamana - kamerî ve milâdî aynı tarihe- tevâfuk etti... İnÅŸâ’Allah bu güzel buluÅŸma; beÅŸeriyetin gönlünde “Gül” tomurcuklarının açılmasına, yeni bir müjdeli ÅŸafağın sökmesine ve hasret kaldığımız gerçek baharların yeniden gönül semâlarımızda tulû etmesine vesile olur…
Gündönümünü yaÅŸadığımız bu zaman dilimindeki niyâzımız, gündönümlerinin artık “Gül” dönümü olması… Bu Gül Mevsimi’nde; hem başı dik dağın, hem de boynu bükük sümbülün hâlet-i rûhiyesiyle, her ölçümüzü “Gül”den alalım; kalbimize, aklımıza, irâdemize ve duygularımıza “Gül”ün gösterdiÄŸi istikâmette yön verelim... Mânanın vârisleriyken, maddenin köleliÄŸinde körelip âmâ hâline gelen gözümüzü ve gönlümüzü “Gül”ün nûruyla ışığa kavuÅŸturalım… EÄŸer bizler; hayatın her karesini besmeleyle fetheder ve “YeÅŸil KöÅŸkün lâmbası”nı “Gül”ün nûruyla yakabilirsek; iÅŸte o zaman; gönlümüz gülÅŸen, çehremiz rûÅŸen, çevremiz ÅŸen olacak; duygularımıza “Gül”e mümâsil bir renk, ölçülerimize“Gül Devri”nden bir mihenk gelecek ve dünyamız, “Gül” mihverli bir ahenkle gülecektir…
Fakat ne çâre ki, yıllardan beri “Gül Mevsimi”nin gül-efÅŸân güzelliklerini idrâk edemiyoruz bir türlü... Ne yazık ki, hazân eriyor hayatımıza, bahar gelmeden... Ve ÅŸimdi, “Hüzün Yılı”nın en hazin günlerinden daha kederli bir zamanı yaşıyoruz ... Kutlu Emânetin Emîn Mimârı’ndan bize kalan ve “iki büyük emânet” olan “Kur’an ve Sünnet”e hakkıyla sahip çıkamıyoruz... Kur’an sadece evimizin duvarında asılı kaldı; Sünnet ise ne acıdır ki önemsenmez oldu, tartışılır hâle geldi ve inkâra baÅŸlandı… Heyhât!.. Bizler bu emânetlere sahip çıkmak ÅŸöyle dursun, “Gül” mushaflı sevdâmızı yok etmek isteyenlere bile sesimizi çıkaramıyoruz; yalnızlıktan, yılgınlıktan, yorgunluktan ve âcizlikten....
“Gül”ü gerçek mânâsıyla gönlümüze hâkim kılamadığımız, O’nun mübârek “İz”inden ayrıldığımız için; yalnızız, yılgınız, yorgunuz ve âciziz... Yalnızlığımız; Müslüman olarak birbirimizi kâmil mânâsıyla sevememekten, vahdetten ayrılıp kesrete düÅŸmekten ve kardeÅŸliÄŸi unutup tefrikada karar kılmaktan... Yılgınlığımız; madde ile mânanın, ilim ile îmânın, akıl ile kalbin terkîbini yapamamaktan, kalem, kılıç ve âsâyı; alınteri ve duâ ile yoldaÅŸ edememekten.... YorgunluÄŸumuz; “Gül”ün gölgesinde nefeslenmeyip, nefsin peÅŸinde bîtap düÅŸmekten ve maddeye esir olup dünyayı kalbimize yüklemekten… Ve âcizliÄŸimiz ise; “En Azîz” olanı unutup, “EmrolunduÄŸun gibi dosdoÄŸru ol” ölçüsünü terk etmekten, İslâm hakikatinin insana yüklediÄŸi keyfiyeti hakkıyla anlamayıp, bunun yerine, nefsânî arzularımızı ikâme etmekten, Kur’an ve Sünnet çizgisini bırakıp, “Gül”ün muazzez ikliminden uzaklaÅŸmaktan… Yâ Rabbi!.. Hakk’ı bilmeyi, hakikati ölçü almayı, “Gül”ün gölgesinde kalmayı, “Gül” aÅŸkını gönlümüze hâkim kılmayı, “Gül”ün emrettiÄŸi gibi kardeÅŸ olmayı, “Gül” yaprağıyla dünyadaki bütün mazlumların gözyaşını silmeyi ve “Gül” ikliminde kendimizi bulmayı bizlere yeniden nasip eyle... “Yâ Rabbi!.. Dünyayı elimizden alma, fakat kalbimize de koyma…”
Ey En Güzel Gül!... Ey Åžâh-ı Rusül!... Sen Rabbinden “EÅŸyânın hâkîkatini öÄŸrenmeyi” talep ederken, bu muazzam duânın sırrına eremeyen biz kalbi vîrâneler ise; hâkikâtini bilmediÄŸimiz eÅŸyalara sâhip olmak için ömür sermâyemizi boÅŸ yere tüketiyor ve evlerimizdeki eÅŸya kalabalığı içinde “Hakikat Sırrı”nın farkına bile varmadan beyhûde yere yorulup tükeniyoruz...
Aslında bizler; Efendimiz’in teri gül koktuÄŸu için, gülü her kokladığında salâvat getiren; gül yaprağının yere dökülmesini dahi günah addederek, kitap sayfaları arasında itinâ ile gül yaprağı kurutan bir medeniyetin vârisleriyiz... Bu “Gül Mevsimi”nde ellerimizi yaprak yaprak semâya açarak; aziz milletimizin gönlünün yeniden “Gül”e yâr olması için duâ edip yalvaralım... Güzelliklerin hicret ettiÄŸi, huzurun terk-i diyâr edip gittiÄŸi bu mübârek vatan topraklarında yeniden “Gül” fidelerinin filiz vermesi için Hakk’ın dîvânına gözyaÅŸlarıyla varalım... Çünkü, “Gül” kokusundaki aÅŸk rüzgârlarından nasipdâr olanlar, seher vakti sevda yaylasının yollarını gözyaÅŸlarıyla aşındırırlar.. Öyleyse gelin hep birlikte, gönlümüzün sesini, gözyaşıyla ıslattığımız “Beyaz Dilekçe”lere cümle cümle dökerek: ‘Yâ Erhame’r-Râhimîn!.. Yeni bir Gül Cemresi düÅŸür AdemoÄŸlunun gönlüne…Bu garip ümmete baharı soluklat yine… Yeniden döndür kahraman milletimi tarihî mefâhirine…’ duâsını Cenâb-ı Allah’a arz edelim... “Âlemlere Rahmet” olan “Kâinatın Efendisi”den de ÅŸefâat isteyelim: ‘Ey Emsâli Olmayan Gül!.. Kalmadı bu mazlum ümmette, bu aziz millette artık tahammül, ne olur bize de bir gül, tebessümünle ÅŸâd olsun her mü’min gönül’ diyelim…
Duâlarımız odur ki, son nefesinde bir demet gül isteyip, onu koklayarak rûhunu teslim eden Hz. Ali (r.a.) gibi, bizim ömrümüzün bidâyeti de, nihâyeti de, ilk faslı da, son faslı da Fasl-ı Gül olsun… Ve gönlümüz dâima “Gül” aÅŸkıyla dolsun...
Gül Efendim, gülümse bize… “Gül” yüzünden nur yaÄŸsın yüreklerimize… Yalnızız, yılgınız, yorgunuz, âciziz, periÅŸânız, günahkârız, öyle muhtacız ki ÅŸefâatinize... Ne olur imdâd eyle bize...
“Erir canlar o Gül-bûy-ı revân-bahşın hevâsından,
Beni seven cennette benimle beraber olur” Mihrabım! Mihrabıma uÄŸra saba yeli,huzuruna varıp edeple, selamımı ilet, heceler yarım yamalak, heyecanlar salkım saçak.... “Ant olsun kuÅŸluk vaktinde...” onun saçlarını kıskanmaktan gecenin baÄŸrı yanık;gece yarısı hasretle uyanıktır. “GüneÅŸe ant olsun ...” ondan daha kutlu bir faniyi hiç izlemedi ve ondan daha kıymetli bir hazineyi hiç gizleyemedi. Ahmet !... gönüller gıdası ruhlar ÅŸifası...Gözlerin feri ,ÅŸerefin zaferi... Dudağının deÄŸdiÄŸi bir güle bin can feda Ahmet, eline deÄŸiÅŸmiÅŸ bir ele cihanca cihan feda ! Işığım! Göz kırpasıya Burakınla vardığın yere bin yılda varamazken berk uran melekler ,nasıl aÅŸkına dönmesin zeminler ve zamanlar ,nasıl tutulmasın burçlar ve felekler.Sen var iken kıblem,gök ile yerin hangi varlığa adansın ya emekler,ya hangi renk iltica etsin dallarına çiçekler ? Cemalini gören aşık iken nurum,gamzene rüyada olsun ermesin mi tennure kelebekler ? Günaydınım ! Tohum versende bize mahsul olabilseydik,kanat olsan da bize katına varabilseydik. Åžarkıların ürperdiÄŸi ÅŸebnem avuçlarında Medine rüzgarlarının ışıltılı kumlarınca Yanabilseydik,sana kanabilseydik. Bir kez olsun aÅŸkınla döktüÄŸümüz gözyaÅŸlarından abdest alabilse ve denizine bir kez olsun dalabilseydik, ya denizinde kalabilseydik. Himalayalar kadar kara yüzümüzü kara yerlere sarabilseydik; baÄŸrından raziye ve marziye ilhamlar alabilseydik. Sevgilim! Kutlu geliÅŸine yüz bin selam olsun, sen aydınlık içinde aydınlık,sen açıklık içinde açıklıktın. Seninle sevgiler sevgili olur , seninle muhalimiz hâle dururdu. Mühürleri kaldırmada son idin sen,can kilitlerini açmada sonuncu,gülümsesen. Seni görenlerin güneÅŸ düÅŸerdi gözünden , seni sevenlerin ışık yayılırdı yüzünden. Birer efsaneydi iki yanağın;hayal ile hatıra eleÄŸim saÄŸmalarıyla karanın ve ağın. Sultanım ! Adına altınlar bastıran sultanlar ÅŸehirler alırdı, ÅŸimdi ÅŸehirleri düÅŸüyor adınsız sultanların,adını gizli anıyor aşık-ı nalanların. Kulluk prangaları çözülünce ayağımızdan,azat oldu zülfünün zenciri solumuzdan ve sağımızdan... Ashabının kara kerpiçte gözsüz gördüÄŸünü , biz cilalı aynalarda yitirdik de yaptık düÄŸünü. Tedavisinde hayat bulmuÅŸ hekime düÅŸman hasta gibiyiz, mürebbisine kin güden çocuklara yasta gibiyiz. İnsanlık güneÅŸe nispet zulmete döndü , balıklar suya öfkelendi,kuzgun ete döndü,bahtımız hasrete döndü... Hasretim ! GümüÅŸ tenli Yusuf’u arayanlar gül teninde Yusuflar Ülkesine girdiler;cennet peÅŸinde koÅŸanlar gül cemalinde cennetlere erdiler... “Körün elinden tutana Hak’tan yüzlerce ecir vardır!” buyurmuÅŸtun. Kıyam et,tut körlerin elinden ve İsrafilleyin kıyametten evvel bir kıyamet kopar. Yıllar yılı kendi yatağını öpen nehirlerce ak ezeli özlemlerimizin yokuÅŸlarına ve öÄŸüt, yine öÄŸüt , yine öÄŸüt aÅŸk tanelerimizi deÄŸirmenlerinin nakışlarına... Övüncüm! Ruhlarımızdan kuÅŸluklar geçti, gün geçti... AkÅŸam oldu,düÄŸün geçti... ve gece olmadan ,Yesrib’in güneÅŸi,kerem kıl, tüllenen hayallerimize bir huzme bıraksın himmetin ve artık getirdiÄŸin kutsal emanetin kaybolacağından korkmasın ümmetin! Kalbimizi kaydırmadan ,bize onu haÅŸre dek baki kılma ruhsatı ver ve yalın unutuÅŸların poyrazında bırakıp bizi bir başımıza, belleklerimizin tereddüt dolu zembereklerinde kıvrandırma yeter. Gel son kez ilk baharımızol! Bu mevsim güller incitilmesin,gamküsarımız ol! Ömrüm! Tâhâ ve Yâsin aÅŸkına... Öncesinde senin aÅŸkın yoksa neye yarar ölüm ! ...
Senden ayrılalı kaç yıl oldu, kaç asır geçti, kaç yaz, kaç kış, kaç gün, kaç ay..? Saymadım.. Sen giderken ardında bir daÄŸbaşı yalnızlığı bıraktın bana. Åžehrin ıssızlığını, yokluÄŸun kimsesisliÄŸim oldu, yokluÄŸun kederim … Åžimdi kar içinde bedenim, buza döndü dünya...
Sen gittin kar yağıyor bu kente! Gökyüzü yere dökülüyor sanki, bembeyaz bir gülücükle, nazla... Bir eski hikaye geziniyor sokakları gözlerimin içinde... İnsanlar farkında deÄŸil, bilmiyorlar bu hikâyeyi… Kar yağıyor bu ÅŸehire, üÅŸüyorum!.. Ve sen yoksun! .. Kar yağıyor... Kahretsin!..
Giderken ardından son bir çığlığımı ekleyebilmiÅŸtim sadece... Giderken "beni de al" diye bağırabilmiÅŸtim sadece... Ama nafile duymamıştın...
Yıllarca hayalinle yaÅŸadım bu kahrolası yerde, hayalinle avundum senden uzaklarda, bir tatlı sözüne, bir tebessümüne hasret kaldım…. Sen bir serap gibi yıllardır içimin çöllerinde; yaklaÅŸtıkça uzaklaÅŸtın, uzaklaÅŸtıkça yaklaÅŸtın... Bilki hayalin bile serinliktir kavrulan ruhuma, üÅŸüyen yüreÄŸime sıcaklıktır…
Gel ey sevgi meleÄŸim, “Can Gülüm”, bir bahar sabahı toprağıma can olmak için gel!.. Damarlarıma kan olmak için gel!.. Hasretlik boyu uzayan raylarda gönlünün sıcaklığına muhtacım.
Bilki, kaynağı sendedir mutluluÄŸumun, çaresi sendedir yüreÄŸimin. Uzaklığın çekilmiyor, uzaklığın iÅŸkence… Ne zaman seni düÅŸünsem ÅŸiirler dökülüyor kar gibi gibi kaldırımlara, ÅŸarkılar aÄŸlıyor yokluÄŸuna..
Uzak daÄŸbaÅŸlarının serin seherlerinde gökyüzünü süsleyen gözlerini aradım kaç kez. Seni ararken ırmaklara döktüm derdimi, rüzgârlara döktüm. Bin 'âh'la iniledi daÄŸlar, bin 'âh'la aktı pınarlar, 'âh'ımdan kan damladı gül yapraklarından, yaralı bülbüller figan etti…
Özlemin bir bulut gibi sardı beni, bir yaÄŸmur gibi üstüme yaÄŸdı her gece. Damlalar yüreÄŸime vurdukça, seni sevmek her gün biraz daha büyüdü içimde.
Gel ey gül-i rana; gel ey Can gülüm, ayakların kanasa da dikenlerden, binbir pusu kurulsada yollara, prangalar vurulsada ayaklarına, kırıp zincirleri gel… Gelmezsen yok olurum, tükenirim. Gelmezsen bil ki, ölüme savurur beni hayat…
Geceler boyu hayalinin peÅŸinden koÅŸarken ÅŸaşırdım yolumu... Bir uçuruma düÅŸtüm, canım yandı, kanadı her yerim...
Gel ki, uzak daÄŸyollarında küçük bir su olup, sevda pınarı gönlüne akayım… Ürkek ceylanlar gibi sokulayım yanına. Gel koru beni zamanın zulmünden, merhametinin gölgesine al… Kucakla beni ÅŸefkatinle, yüreÄŸime bıraktığın o kutsal aÅŸk için kucakla…
Her gece ismini anarım gecenin en ıssız saatlerinde. Korkuyorum senden uzaklarda sensiz, yüreÄŸim sensiz daÄŸbaşı ıssızlığı, yüreÄŸim sensiz en karanlık gece... Sana doÄŸru kayıyor gönlümün bütün yıldızları, sana doÄŸru akıyor gönlümün ırmakları…
Uykusuzum her gece böyle, yorgunum sensiz. Hani diyorum bir gece hasretini yüklenerek çıkıp gelsen, ısınsa üÅŸüyen duygularım. Sonra başımı koysam dizlerine kapansa kirpiklerim; bird aha hiç uyanmasam…
Ey öksüzlere yüreÄŸinden merhamet pınarları akıtan sevgili! Gel tut ellerimi, beni sensiz bırakma.
Gel, adını ‘’Can Gülü’’ koyduÄŸum can’ımın gülü... Gel, zamansız da olsa, kimseciklere görünmeden, bir gölge gibi, sır gibi, rüya gibi, rüzgar gibi, meltem gibi... Gel... Bir daha gitme…
Allah'a hamd-ü senâ ederiz. O'na döneriz. Nefislerimizin fenalıklarından ve kötü amellerimizden O'na sığınırız. Allah'ın hidâyet ettiÄŸini, kimse doÄŸru yoldan çıkaramaz. Allah'ın ÅŸaşırttığını kimse yola koyamaz.
Åžehâdet ederim ki Tanrı yoktur, sadece Allah vardır! Bir'dir, eÅŸi ve benzeri yoktur. Yine ÅŸehâdet ederim ki Muhammed, O'nun kulu ve Rasûlüdür.
Ey Allah'ın kulları !..
Allah'tan korkmanızı ve O'na itaat etmenizi vasiyet ederim.
Ey İnsanlar!...
Sözlerimi iyi dinleyiniz... Çünkü bu seneden bonra bir daha sizinle burada tekrar buluÅŸup buluÅŸamayacağımı bilmiyorum..
Ey İnsanlar!..
Bugünün ne günü olduÄŸunu biliyor musunuz? Burası, Belde-i Haram'dır.(Mekke'dir) Bugününüz nasıl mukaddes bir gün, bu ayınız nasıl mukaddes bir ay, bu ÅŸehriniz nasıl mukaddes bir ÅŸehir ise, biliniz ki canılarınız, mallarınız, ırzlarınız da; bu mukaddes gün, bu mukaddes ay, bu mukaddes ÅŸehir gibi yek diÄŸerinize karşı mukaddestir. Bunlara tecavüz haramdır.
Ey Ashabım!...
Yarın Rabbinize kavuÅŸacaksınız ve bugünki her hâl ve hareketinizden muhakkak sorulacaksınız. Sakın benden sonra eski dalâletlere (sapıklıklara) dönüp de birbirinizin boynunu vurmayınız!
Ashabım ! ...
Eskiden câhiliyet devrinde güdülen kan davaları da tamamen kaldırılmıştır. Kaldırdığım ilk kan davası Abdulmuttalib'in torunu Rabia'nin kan davasıdır.
Ashabım! ...
Her türlü riba (tefecilik) kaldırılmıştır İlk kaldırdığım riba, Abdulmuttalib'in oÄŸlu Abbas'ın ettiÄŸi ikrazlardır(borç vermelerdir) Allah'ın emriyle faizcilik artık yasaktır. Eski câhiliyet devrinden kalma bu çirkin âdetin her türlüsü ayağımın altındadır. Borçlular, alacaklılara yalnız aldıkları parayı ödeyeceklerdir.
Ne zulmediniz, ne de zulme uğrayınız...
Ashabım!.
Kimin yanında bir emanet varsa, onu sahibine versin. Hediyeler, hediye ile karşılanır. BaÅŸkalarına kefil olan, kefaletin sorumluluÄŸunu üstüne alır.
Ey İnsanlar!
Bugün ÅŸeytan sizin topraklarınızda yeniden nüfuz ve saltanat kurmak gücünü ebedî sûrette kaybetmiÅŸtir. Fakat siz; bu kaldırdığım ÅŸeyler dışında, küçük gördüÄŸünüz iÅŸlerde ona uyarsanız, onu sevindirmiÅŸ olursunuz.
Dininizi korumak için bunlardan da sakınınız!
Ey insanlar ! ...
Kadınların haklarına riayet ediniz. Bu hususta Allah'tan korkunuz. Siz kadınları, Allah emaneti olarak aldınız; onları Allah adına söz vererek helâl edindiniz. Sizin kadınlar üzerinde haklarınız olduÄŸu gibi, onların da sizin üzerinizde hakları vardır. Sizin kadınlar üzerindeki hakkınız; onların aile ÅŸerefini , sizin hoÅŸlanmadığınız hiçbir kimseye çiÄŸnetmemeleridir.
EÄŸer razı olmadığınız herhangi bir kimseyi aile yuvanıza alırlarsa, onları uyarıp, sakındırabilirsiniz. Kadınların da sizin üzerinizdeki hakları, meÅŸrû bir ÅŸekilde hertürlü yiyecek ve giyecek ihtiyaçlarını saÄŸlamanızdır. Onlar sizin haklarınıza riayet etsinler...Siz de onlara nezâketle muamele edin.
Bir kadının kocasının izni olmadıkça onun malından bir ÅŸeyi baÅŸkasına vermesi, helâl olmaz.
Kölelerinize gelince... Onlara da yediÄŸinizden yedirmeÄŸe, giydiÄŸinizden giydirmeÄŸe çalışın.
AffedemeyeceÄŸiniz bir hata iÅŸlerlerse kendilerine izin verin. Fakat asla eziyet etmeyin. Çünkü onlar da Allah'ın kuludur.
Ey müminler!..
Sözümü iyi dinleyin, iyi anlayın...
Muhakkak ki Rabbiniz birdir. Babanız da birdir; hepiniz Adem'in çocuklarısınız... Adem ise topraktandır.
Hiç kimsenin baÅŸkaları üzerinde üstünlüÄŸü yoktur.
Åžeref ve üstünlük, ancak fazilet iledir.
Müslüman müslümanın kardeÅŸidir.
Bütün müslümanlar kardeÅŸtir, eÅŸit hakka mâliktir.
Din kardeÅŸinize ait olan herhangi birÅŸeye, bir hakka tecavüz etmek, gönül rızası ile olmadıkça, baÅŸkası için helâl olmaz.
Haksızlık yapmayın...Haksızlığa da boyun eğmeyin.
Ahâlinin haklarını gasp etmeyin.
Sakın benden sonra kâfirlerin yaptığı gibi birbirinizle boÄŸuÅŸmayın..
Ey Müminler!
Size bir emanet bırakıyorum..Siz ona sıkı sarıldıkça, yolunuzu ÅŸaşırmazsınız. O emanet de Allah'ın kitabı Kur'ân 'dır!.
Ey Ashabım!
Nefsinize zulmetmeyin...Nefsinizin de üzerinizde hakkı vardır.
Ey İnsanlar!
Allah , herkese düÅŸen miras hakkını Kur'ân 'da bildirmiÅŸtir. Mirasçılar için ayrıca vasiyetnâme yapmaya hâcet yoktur.
Ey İnsanlar!
Her câni kendi suçunundan kendisi sorumludur. Hiçbir câninin iÅŸlediÄŸi suçun cezasını evlâdı çekmez. Hiç bir evlâdın suçundan da babası sorumlu tutulamaz.
Ey İnsanlar!
Mutemâdiyen dönmekte olan zaman, Allah'ın gökleri, yerleri yarattığı günki vaziyete dönmüÅŸtür..
Bir yıl, ay ölçüsüyle 12 aydır.Bunlardan dördü, haram aylardır. Bunlardan üçü, arka arkaya Zilka'de, Zilhicce, Muharrem'dir. Dördüncüsü Receb'tir, ki Cümade-l âhire ile Åžaban arasındadır. Bu sene haram aylar eskilerine geldi. Hac mevsimi yine Zilhicce'nin onuncu gününe rastladı.
Emirlerime itaat edin. O takdirde Rabbinizin Cennetine girersiniz.
Ey İnsanlar!
Aşırı gitmekten sakınınız. Sizden öncekilerin mahvolmalarının sebebi, dinde ifratta olmaları idi. Hac usûllerini benden öÄŸrenin. Muhakkak olarak bilmiyorum, belki bu seneden sonra bir daha haccedemem.
Bu nasihatlarımı burada bulunanlar, bulunmayanlara bildirsin. Olabilir ki, kendisine bildirilenler, burada bulunanlardan daha iyi anlayarak bunları korumuş olurlar.
Hüzün Dalgası Çarptıysa Bir İnsanın Yüreğine ya Mevlasını Özlemiştir ya da Mevlası Onu
Mevlayı Özleyen Gönül ya Hüznü Bekler ya da Hüzündedir.
Bela, Gam ve Keder Mevlanın Sevdiklerine Gösterdiği Kamçıdır.
Vurdukça Kendine Çeker.
İmam Rabbani